Bir Zamanlar Osmanlıydık...

25/11/2009

Elinde Birikmiş Duaların Varsa Eğer!...


Bir kutsal emanettir hayat dediğin.
Seni beklemeden sonsuza akar. Mühlet biter ve başlar yolculuk. Dünya ki bir sihirli kuyu. En kuytusunda bir damla olsan da bütün yollar ölüme akar. Kaçmak mümkün değil, ertelemek imkansız. Kader denen nazlı peri her an yanıbaşında hissettirmeden. Sözün bittiği yerde başlayan bir iç çekiştir bu. Duyguların kendinden geçtiği, gönül diyarının bitap düştüğü nokta... Ötelerin ötesi. Göklerden gelen davet, gideceğin tek adrestir aslında. Günler döner, mevsimler değişir. Sen ise bir mevsimlik kuş misali uçarsın hicret zamanı geldiğinde...
Bir kutsal emanettir hayat dediğin.
Elinde birikmiş duaların varsa eğer...
Gurupta tezahür eden ihtişamın efsunuyla kendinden geçersin.

Bir kutsal emanettir hayat dediğin.
Elinde birikmiş duaların varsa eğer...
Alnındaki secde çiçeklerini toplayıp öyle gidersin. Sonra, göklere yolladığın duaların yağmur misali dökülür göklerden rahmet olup. Tüm basamakları bir secde hızıyla geçip ulaşırsın en sevgiliye. Bir vuslat sevinci sarar ruhunu. Göklerin fevkindeki hislerin yağar üstüne. Benliğinin esrarı çözülür ve ten kafesi göçer gider yurduna. Tüm hüzzam ağıtlar seni söyler sonra. Merhametin senden fazlaysa ve heybende sevgi doluysa..
Elinde birikmiş duaların varsa, vicdanının ayak sesleri götürür seni...
Gurupta tezahür eden ihtişamın efsunuyla kendinden geçersin.
Ve...
Mevsimlik bir kuş misali uçarsın hicret zamanı geldiğinde.

Elinde birikmiş duaların varsa ...
En derin uykular örtüsünü dünyanın üzerine yaydığı zaman, bir sükunet yayılır ruhuna... İşte tam zamanıdır artık gerçeğe uyanmanın. Sıra dağlarla çevrili hayatta kendi dağını aşma gayretin şaha kalkar... Gayret atın tırıstadır.
Bu devir başka bir devir. Tefsiri mümkün olmayan hisler sarmış insanlığı. İnsan insanın kurdu. Değerlerin içi büyük bir çukur. Düşmüşüz en derin hiçliğe. En mutena duygular aleni, serkeş. En kadim dostluklar kin kuşanıyor. İnsanın bir yüzü gördüğümüz. Birkaç yüzü var görmediğimiz. En savunmasız olduğun anda, bir nisan akşamında meçhul iklimlere yol aldığımız, sırlı dikenli yollar karşılar seni... Yorulur tükenirsin. Uzaktaki ölüm meleği yaklaşır, yakınlaşır. Kendini bırakırsın sonsuzluğun kollarına.
Elinde birikmiş duaların varsa ...
Hicret zamanı geldiğinde...

Elinde birikmiş duaların varsa ...
Alnındaki secde çiçeklerini topla ve dağıt vadisi çiçeksiz gönüllere. Kışta kalmış yüreklere bahar ol. Kar ol, karı erimiş dağlara.
Yorgun bulutların yağamadığı yağmur ol, kurak gönüllere. Billur ırmakların testisi ol suya hasret dudaklara. Bir mevsimlik menekşe gibi düşme toprağın bağrına. Sonsuzluğa ayarlanmış yüreğini bile. Göklerin saramadığı, zirvelerin ulaşamadığı en ıssız gönüllerin Kehkeşanı ol. Eyüpün sabrına eş olsun tahammülün. Her durağın ötesinde başka durak ol yolcusunu bekleyen... Merhametin senden önce yürüsün yollarda.
Elinde birikmiş duaların varsa eğer...
Bırak yüreğin bir secde hızıyla vuslata ersin.
Gurupta tezahür eden ihtişamın efsunuyla kendinden geçsin.

Elinde birikmiş duaların varsa eğer...
Vicdanının ayak seslerini hala duyuyorsan...
Güvercin gibi gelen baharların ardından, gelen bir acı tufan gibidir ölüm insan nefsine... Bir anda çıkıp gelir sonsuz yolculuk. Söz bitmiş,vakit tamamdır. Yüreğin karanlık bir geceyi ağırlasa da kanat çırptığında göklere, ışıkla dolacak odanın içi. Heyben doluysa, elinde ve dudaklarında duaların izi kalmışsa, vicdanın uyanıksa, ve alnında secde çiçekleri açmışsa... Koşar adım gidersin.
Bir kutsal emanettir hayat dediğin.
Seni beklemeden sonsuza akar. Ötelerin ötesi bekler seni. Geldiğin noktaya varır yolun. Gidersin kimselere sormadan, haber vermeden. Ansızın durur hayat. Biter fasl-ı bahar.
Göklerden gelen bu davet, aklın hesaplarının bittiği, bir çağ yenilgisidir aslında...
Koşar adım gidersin...
Elinde birikmiş duaların varsa...
Ve...
Merhametin senden fazlaysa...

 

Saygı ve Selamla...


25/11/2009

GÜNAHSIZ BAYRAMLAR...


Basliktaki 'Günahsiz bayramlar' dilegimize bakip da bayramda da günah olur mu' demeyiniz lütfen. Yaziyi okuyunca siz de, gerçekten de bayramlarda bu günahlar islenebilir, diyerek bize hak vereceksiniz. Isterseniz sözü uzatmadan konuya bir misalle girelim.

Büyüklerden biri yatsi namazindan sonra caminin avlusuna çikip herkese elini uzatarak: 'Bayramim mübarek olsun.' diyerek tokalasiyormus.

- Efendi demisler, bugün bayram degil, bekle de, bayram günü bayramlas!

- Hayir, demis büyük zat. Benim bayramim bugün. Ve eklemis, çünkü demis bugün ben günah islemedim. Günaha maruz kalmadigim gün benim bayram günümdür!.

Iste size gerçek bayram anlayisi! Daha dogrusu bizim de yasamak istedigimiz bayram günü.

Demek asil Bayram, günah islemeden tamamladigimiz günün bayrami.. Bundan dolayidir ki, bilhassa bayram günlerinde günaha maruz kalmamaya dikkat edilir. Çünkü günah islenen gün, bayram olmaktan çikar, matem günü haline bile gelebilir. Öyle ise bayram gününü günahlara girerek matem günü haline getirmemeye dikkat etmek gerek.

- 'Bayram günü de günaha girilir mi?' demeyesiniz. Asil günahlar maalesef bayram günü islenir. Hatta öyle günahlar vardir ki, sadece bayram günlerinde islenir. Onlara 'Bayram günahlari' adi verilir.

- Nasil mi olur bayram günahlari? Söyle siralayabiliriz bayrama günahlarini.

- Bayramda mutlaka ilgi göstermeniz gereken çocuklari ve hane halkini ihmal eder de sevindirmezseniz, akraba ve komsulari mutlaka ziyaret edip de gönüllerini kazanmak gerekirken mühimsemez de bayramlasmazsaniz, sahip oldugunuz imkandan ihtiyaç sahibi yakinlariniza, komsulariniza ulastirmaz, zekatinizi fitrenizi unutursaniz, küs ve kirgin olduklarinizi affetmez de küslügünüzü, kirginliginizi sürdürürseniz, telefonla olsun bir gönül alma nezaketi göstermez de 'bos ver' deyip geçerseniz. Baska günah aramaya hiç gerek yoktur bayram günü. Bu ihmal ve ilgisizlikler yeter de artar bile bayram günahlari olarak size.

Halbuki, bayrami hep birlikte yasayacaktik. Bilhassa çocuklarimizla, hane halkimizla, akraba ve dostlarimizla, komsularimizla yeniden bir daha kucaklasacak, gönül alacak, kalp kazanacaktik.. Sevgide, saygida cosmalar olacakti bayram günleri. Çevremizde sikinti içinde kivranan kalbi kirik, gönlü buruklar varken bizim tek basimiza bayramin mutlulugunu yasamamiz elbette mümkün olmayacakti. Efendimiz (sas), böyle örnek olmustu bizlere. Nitekim bir gün mescidin avlusunda bir sepet turfanda hurma ikram edilir kendisine: "Buyur ya ResulAllah taze hurma!" derler. "Komsularimiz da su anda böyle taze hurma yemeye basladilar mi?" diye sorar.

- Hayir, derler, mevsimin ilk turfanda hurmasi önce bizim bahçede olgunlasir. En önce size getirdik. Herkesten önce siz tadasiniz diye düsündük.. Yolda oynayan çocuklari isaret ederek buyurur ki:

- Götürün bu taze hurmalari su çocuklar yesin. Ben komsularimin yemedigini yemem, giymedigini de giymem, onlardan ayri yasayan biri olmak istemem. Ne zaman konu komsu herkes turfanda hurma yemeye baslar, iste o zaman benim de onlarla birlikte taze hurmadan yemeye gönlüm razi olur..

Demek ki Islam bizi komsu ve çevre ile böylesine kucaklastirir, varlik ile yoklugu, zorluk ile kolayligi böylesine paylastirir. Yani birlikte aglar birlikte güleriz, bayrami da birlikte yasariz. Birimizin derdi hepimizin derdi olur.

Su hadis de bize Müslüman'i böyle tarif eder:

- Müslüman'in derdini dert edinmeyen bizden degildir!


Birlikte yasayacagimiz günahsiz bayramlar dilegiyle...

23/11/2009

Gülümse! Kurtulsun Küçümseme İftirasından Gülüşler ...


Bunların arkasından gelenler şöyle derler: Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin!

Haşr 10. Ayet

Sokağa çıkmak gelmiyor insanın içinden. Sokak yüzümüze karşı kir kusuyor.

İnsan kılıklı insancıklar dolaşıyor şehrin sokaklarında, her biri kararmış yüzleriyle tiksinti saçıyor. Onlar da bizim insanlarımız demek için açılan ağızların nutku tutuluyor.

Onlar bizim kardeşlerimiz olamaz. Dillerimiz bir değil bizim, bir değil inandığımız değerler. Benzermiş gibi bile görünmüyor.

Her sabah aynı işyerine gitmekten korkuyor insan. Karşı masasında oturanı tanıyamıyor.

Her sabah çehrelere bulanmış yalan zifirine günaydın demek içinden gelmiyor.

Birbirine sokulmuş iki kişinin yılan ıslığını andıran fısıltılarının "yine beni mi çekiştiriyorlar" şüphesiyle ruhunu örselemesine dayanamıyor.

Birazdan amir kılığıyla etraflarında caka satacak enaniyet heykeline saygı duyarmış gibi davranmayı içine sindiremiyor.

Her sabah aynı yolu, kendisine acıma hissi dışında bir şey uyandırmayan zaaf abidelerini ziyaret etmek için adımlamak, ona ekmeğinin peşine koşmak duygusunu vermiyor.

Belirlenmiş bir suçu olmayanların, kapatıldığı hanelere yuva deniliyor.

Kocaman yemek masaları, etrafındaki tam takım sandalyeler, haneye kalabalığın sıcaklığını sunamıyor. Artık kimse bir çanağın içine daldırılan kaşıkların sesiyle huzur bulamıyor.

Anne evde, baba işte, çocuk okulda yıpratılmanın hırçınlığıyla yuvayı bezgin bir haneye çeviriyor.

Kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Kimse evin neşesini yanında bulmayı arzulamıyor. İhtiyarlar düşkünler evinde, bebekler mümkün olduğunca kürtaj masalarında bırakılıyor.

Kimsenin evden anladığı, birbirini en çok seven insanların yaşadığı cennet bahçesi tanımıyla örtüşmüyor.

Herkesin adımları büyük, çehreleri asık, bakışları şüpheli. Kimse doğdukları şehrin tanıdıklığında yaşıyormuş hissi uyandırmıyor.

Sanki çocukluk arkadaşları çocuklukta, askerlik arkadaşları askerlikte, mektep arkadaşları mektepte kalmış. Ve sanki bunların hiçbiri gerkeçten yokmuş gibi davranıyorlar.

Cem olunan yerlerde kimse yoldaşına yaklaşmak istemiyor. Kimsenin omzu yanındakine sürtünmüyor bile. Gözler ilk fırsatta çıkışı bulabilmenin telaşıyla kapıyı kolluyor.

Akıl yalnızlığın peşinde. Yürek ait olmak istediği kalabalığı bir türlü ruhuna benimsetemiyor. Bir sefillik ki kısacası sormayın gitsin.

"
Allah yoldan çıkanları böylece rezilliğe uğratır."

Sahibin reçeteyi vermiş. Başka çıkar yol arayışların nafile.

Suratını asarak yanından geçtiklerin aslında sensin. Karşıdan gelen sana bakıp somurtuyor.

Unutma işyerinde sana sevimsiz gelenin karşı masasında oturan senden başkası değil. Bir yanlışlık varsa, yanlışın bütününü oluşturan parçalardan biri elbet sensin.

Evinin içinde bulunmaktan ruhun sıkılıyorsa, hanende sevimsiz serzenişlerin sebebi değil midir senin kederin?

Kendini bütün bunların dışında tutmak çaban boşuna. Canını acıtmaktan öteye gidemez herşeyi görmezden gelmelerin.

Tanımaz hale geldiğinden dertleniyorsan herşeyin, seni senden iyi tanıyanın kulak ver emirlerine.

"
Allah işlediklerinizden haberdardır."

Öyleyse bir devrim yap hayatında bütün dünya değişsin.

Kardeş belle karşındakini. Önce sen ona kardeşin gibi davran. Bir eşitsizlik gözetme karşındakiyle aranda. Ağabey olmak yerine karındaş olmayı dene. Ruhunda seni ümitsizliğe savuran yıldırımların karşısına, duadan paratonerler dik.

Yarın geç olur bugün böl ekmeğini senden yardım umdurulanlarla. Hayırlı sebep olmanın, yüzündeki tedirginlik kırışıklıklarını, nasıl tebessüm pırıltılarına dönüştürdüğünü gör.

Elini öp yaşlı annenin, ufacık bir şeker tutuştur eline sokaktaki yetim bebenin.

Ve sakın yanından geçenleri selamsız yolcu etme. Gülümse ki, küçümseme iftirasına uğramış bütün gülüşler kavuşsun özgürlüğüne.

Değiştir dünyayı hadi ne duruyorsun!

Madem memnun değilsin olup bitenden, içinden sızlanmak yerine başla bir yerinden hayatı güzelleştirmeye.

Bu sabah işe, kardeş özlemini dindirmek arzusuyla git. Bu akşam eve, cennet bahçelerine girer gibi gir.

Ve sakın sadece kendin için isteme, vermekle hazinelerinden bir zerre eksilmeyenden. Hep kardeşlerini de kat ki duana, yakarışın senden istenilen gibi olsun.

Unutma! Rabbin kabul etmeyeceği dua için gönlünü açtırmaz kendisine.

23/11/2009

Edebi yaşayan Osmanlı ...


Hz. Mevlana nın edeple ilgili manzumesi şöyledir...

„Efendi bil ki, insanın tenindeki can edeptir. İnsanoğlunun göz ve kalp nuru edeptir. Âdem, bir ulvi âlemdir, süfliden değil, bu dönen kümbetin hem dönmesi hem de revnak ve ziyneti edeptir. Şeytanın başına ayağına koymak istersen gözünü iyi aç, şeytanın canını çıkaran edeptir. İnsanoğlu eğer edepten yoksun ise, o insan değildir. Zira insanoğlu ile hayvan arasındaki fark edeptir. Aç gözlerini bak, Allah kelamı olan Kur‘an ayet ayet edeptir. Akıldan sordum: iman nedir? Akıl kalp kulağına iman edeptir dedi.“

~~

Osmanlı’da sadaka taşları varmış, ihtiyacı olan sadaka taşının üzerindeki keseden, yabancı elçilerin de şaşkın şehadetleriyle, sadece ihtiyacı kadarını alırmış. Aynı şey yolların üzerinde vakıflar tarafından kurulan konaklarda da uygulanır, yolcu eğer ihtiyacı varsa yatağının başucundaki keseden alabilirmiş. Binitine ücretsiz bakılır, ücretsiz üç gün yemek verilirmiş...

Eskiden “Kapıyı kapat!” denilmezmiş. Allah (c.c.) kimsenin kapısını kapatmasın diye düşünülürmüş. “Kapıyı ört, ya da sırla” denilirmiş. Kapının kapanmadan yavaşça örtülmesi edebdenmiş...

“Lambayı söndür” demezlermiş. Allah (c.c.) kimsenin ışığını söndürmesin, “Lambayı dinlerdir” derlermiş. Lamba yakılmaz, uyandırılırmış. Uyuyan birisi uyandırılmak için sarsılmaz veya adı ile çağırilmazmış. “Agah ol erenler” derlermiş. Nezaket, incelik, edeb her işin başı imiş de ondan… Ona eren uyanık olurmuş. İnsanların sözü kesilmez, işaret ve işmar edilmez, fısıltılar, gizli konuşmalar hoş karşılanmazmış...

Hanımlar “Efendi” derlermiş beylerine, “siz” derlermiş. Hanımefendiliklerini gösterirlermiş. Gezerken yere yumuşak basılır, ses çıkarmamaya çalışılırmış. Yerdeki haşerata basmamaya özen gösterdiği için, adı “Karınca basmaz Efendiye” çıkan insanlar varmış...

Kapıdan çıkarken arkasını dönmemek, geri geri çıkmak edebmiş.Kapı eşiğindeki ayakkabılar, dışarıya doğru değil, içeriye doğru çevrilirmiş. “Git bir daha gelme!” der gibi değil de, “gitsen de ayağının yönü buraya dönük olsun” der gibi dizilirmiş.

Eskiler hayatı o kadar nurani, o kadar temiz, o kadar manâlı yaşarmış...

“Komşuya hatır soran sıra sıra terlikler, Ölçülü uzaklıkta yakın beraberlikler.”diye tarif eder Üstad Necip Fazıl bu hali…

Eskiler “Edeb Ya Hu!” derler, Onu görüyor gibi yaşamaya çalışırlarmış. O varken başkasına bakmaz, Onu unutmuş gibi hallere girmezlermiş. Ezel ve Ebed Sultanı’nın huzurunda nasıl hareket edilmesi gerekiyorsa öyle hareket etmek isterlermiş. “Bizi takip eden, her halimizi perdesiz, engelsiz gören, şu anda bizim durumumuza bakan Allah var!” der gibi, o mânâyı hatırlatmak için her yere “Edeb Ya Hu!” yazarlarmış. “Allah’ın huzurunda edeb” demekmiş bu…


İnsan nerede olursa olsun Allah’ın huzurunda değil midir?...

20/11/2009

Hayır Ve Bereket Dolu Cumalar Dilerim...

 

 

Elhamdülillahi Rabbil alemin
Esselatu vesselamu aleyke Ya Resulullah
Esselatu vesselamu aleyke Ya Habiballah
Esselatu vesselamu aleyke Ya Seyyide evvelin vel ahirin


Cumanız Mubarek Olsun...


Hayır Ve Bereket Dolu Cumalar Dilerim...



Renklerin toprağından fışkıran derin coşku, yağmurlarla buluştuğunda yüreğin tufandan kurtulduğu gün;

seher soluklu Cuma…

Canın coştuğu, ruhun kanatlandığı, gönlün güllerle güldüğü günde; zaman ötesinden kokular getirir zaman…

Sürgün saatleri serinletir melekût meltemler…

Mana maddenin önünde gizem kapılarını açar;

her şey anlam değerini dillendirir… Dilekler, dualar yükselir durmadan, saat-i icabeyi yakalamak için…

Cumanın kalbini yakalayanın kalbi duaları kabul olunur…

Ne isterseniz cevap verilir; düğümler çözülür, dertler dağılır, hayata renk gelir, renklere hayat…

Ubudiyet dua renkleriyle süzülür gönlün gökkuşağına…

Kulluk toprağından yükselen tefekkür çiçekleri güneşin renklerini görür ve gösterir…

Bereket yağmurlar yağar Rahmet bulutlarından… Toprağın kokusuyla, gökkuşağı renkleri coşku kuşlarını uçurtur sekine kanatlarıyla;

Dağların, denizlerin ötesinde, yıldızların yetişemediği, galaksilerin göremediği yöne doğru…

Kalp, cumanın kalbiyle bütünleşmiş, yönsüz ve zamansız iklimlerde renkleri ve kokuları geride bırakmış yitik yurdunu arıyordur; sonsuz saadet…

Latif ve Alim olan Rabbimiz dünya saadetiniz için Cuma'yı vesile kılsın, ahirette size ve tüm sevdiklerinize 'Cuma Yamaçları' nasip etsin...

Hayırlı Cumalar...



« Önceki