Hep seninle...

birgün’dü

birgün’ün bir günüydü, yazıldı

...

Yolun sonu hayat...Yolun başı hayat...Yol boyu hepten hayat...Sıkışıp kaldım biçare...Diyorum çoğu zaman göklere dönüp yüzümü “emanet çok ağır.” Büküldükçe bükülüyorum biçare...Çatlayan ellerim acıyor...Tırnaklarım acıyor...Saçlarım, kaşlarım, kirpiklerim acıyor...Kanıyorum gün boyu...Nasıl olayım işte, bunca sıkışmışlığın arasında heyhat’ım biçare...

 

Düşünüyorum çok zaman, “hayat üzerine kaç cümle kurdular” diye...Cümleler de hayatın kendisi de, hayattan olmayan bir ben miyim ne? Bul beni biçare. Daha girmeden karanlığa tüm aydınlığımı yuttum...Başıma bir ayla takıp, olamayacağım her ne var ise el ettim...Bul beni biçare... Gözümden tut, dilimden tut... çek çıkar beni kuytularımdan biçare...

 

Bazen gecenin en sessiz anında göğe bir merdiven dayayıp çıkmak geçiyor içimden yukarılara... Aşağıda hayat,Yukarıda hayat... Aşağı yukarı hepten hayat biçare...Tutup askıya asamıyorum...Dolaba koyup saklayamıyorum...Sandığa kilitleyemiyorum...Kilit üstüne kilit vuramıyorum...Biçare, ben en var halimle yok olmanın telaşındayım...Dünyanın her anını hayata döndürememenin telaşındayım... Sonsuzluğumu yeşertememenin telaşındayım... Her mevsimi ruhuma aşılayamamanın telaşındayım... Telaş içinde bir ben’im biçare...

 

İhsanı bol O'lana sevdalıyken, insana dair her şey ne kadar da az görünüyor gözüme...Verseler verseler ne kadarını verirler biçare? Verirken kaç ölçer, kaç biçerler? Buralardayım...İkinci paragrafın üçüncü satır,  sekizinci kelimesinde... Sayfalardan iki-yüz-yetmiş-dokuz... Okuya okuya bul beni biçare... “Boşluk” diye bir şey yok, her kelime arası dolu...Her satır arası dolu...Her paragraf arası dolu...Sayfa kenarları dolu...Dopdoluyum şiraze...

“Aşk” desen aşk...

“Hasret” desen hasret...

“Acı” desen acı...

“Sevda” desen sevda...

“Renk” desen renk...

“Yol” desen yol...

“Işık” desen ışık...

Ne ise aradığın onunla doluyum biçare...

 

Gül verdiler, dikenini de istedim...Dikensiz gül kokmuyor biçare...

Gökyüzü verdiler, bulut da istedim. Bulutsuz gökyüzü dalgasız deniz gibi biçare...

Kağıt verdiler, kalem de istedim. Kalemsiz kağıt boş biçare...

Anladım ki, verenden hep isteniyor biçare...

Verdikçe isteniyor, verdikçe dahası isteniyor biçare... 

 

Buralarda kalakaldım gibi...Öyle bir his işte...Durağanlaşmak...Lakin... hiçbir şey kalmıyor biçare... Benimle birlikte hiçbir şey kalakalmıyor... Rüzgar katıp bulutları önüne götürüyor, pazardaki meyverler akşama satılıyor, sular akıyor, saat tik tak’larını sürdürüyor, buzdolabı gürültüyle çalışmaya devam ediyor, akşam oluyor, sabah oluyor, ağaçlar bir yapraklanıyor bir çiçekleniyor...Babam yok,dedem yok sevdiklerim...Çocuklugum nerede ?Hiçbir şey kalakalmıyor biçare...

 

“Önüm arkam, sağım solum sobe” diyorum...Kimseler yok... Sobeleyecek kimseler yok biçare... Ben de duvardaki tabloyu, çekmecedeki düğmeleri, pencereden görünen evleri, yoldan geçen arabaları sobeliyorum...Sonra kaçıp saklanıyorum kendime... Kimse beni bulmuyor, bulamıyor biçare...

 

hep seninle...

...

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !